En sevdiğim yolculuk şekli şüphesiz tren yolculuğu. Hele ki bir de yalnızsam…Kafamda hayaller; tren camından bakarak gördüğüm evlerde nasıl insanların yaşadığına dair kurduğum tahmin oyunlarım,kulağımda çalan yolculuk playlistim.
Bugünkü tren yolculuğuma yağmurlu bir selamla başlamış bulunmaktayım. İstikamet Brüksel; ne bir haritam ne de bir plan var kafamda. Normalin aksine; çünkü normalde her şeyi önceden planlar ve gezilecek yerleri resmen ezberlerim. Bu defa farklı bir yol seçtim. Sırtımda bir çanta, üzerimde bir kot ceket, hava da felaket, ay mani gibi oldu. Bavulu hostelde, yani Amsterdam’da bıraktım. Umarım boş kalan yatağıma da, kız felan atmazlar çılgın 7’li Amerika’lı grup. Yoksa hiç hoş olmaz.
Şu anda galiba hasta olmaya başlıyorum boğazlarım ağrımaya başladı; Amsterdam fazla güzel bir yer; ama şu havası, ofh…Gereksiz soğuk. Yağmur ve rüzgar aynı anda çekilmiyor. Yaz gelsin diye tutturdum tüm kış, Istanbul’a yazın alası geldi ben n’aptım? Yazı kış gibi olan bir şehre geldim!?
Arkamda otruran sarı çiyan gençler bağıra bağıra “what the fuck” demeyi keserlerse, kestirebilmeyi umuyorum. İşte en sevdiğim uyku şekli bu! Kısa, tatlı, ara ara uyanmalı, camdan bakıp minik köylere, yeşilliklere bakmalı ve en sonunda tamamen açınca gözlerimi daha önce gelmediğim bir yere varmalısından bir uyku…
13.06.2011 / 14:22